Ciddi bir tartışma konusu: Citta slow Seferihisar’ımız gerçekte artık ne kadar “sakin şehir”?






SEFERIHISAR-MERKEZ
Sosyal medya paylaşımlarında ilçemiz Seferihisar için “sakin şehir” ifadesini kullandığımızda zaman zaman kinayeli ve hatta alaylı yorumlara muhatap olabiliyoruz, doğrusu…

Bu yorumlar genellikle Seferihisar’ın özellikle aşırı kalabalıklaşma ve de betonlaşma yüzünden “sakin şehir” ünvanını artık hak etmediği yönündeki kanaat yüzünden yapılıyor, anladığımız kadarıyla…

Doğrusunu isterseniz bu satırların yazarı da kısa bir süre önceye kadar bu konuda çok daha radikal düşünüyordu. Yani “evet hakikaten de yapılaşma fena gidiyor bu ilçede ve hatta ilçe merkezindeki betonlaşmaya da bakıldığında durum fenanın da ötesinde ve birkaç yıla kalmaz burasının şakin şehirle ilgisi filan kalmaz” diye düşünüyor ve belediyeye kızarak acımasızca tenkit ediyor, verip veriştiriyorduk… Tabii başkana da …

Şimdi baktığımızda, bu yepyeni beton binaların ilçenin görünüşünü ciddi şekilde değiştirmeye (olumsuz yönde tabii) devam ettiği konusunda şüphe yok… Fakat anlıyoruz ki (daha doğrusu duyduklarımıza göre sanıyoruz ki) her şey başkanın elinde değil. Yani mevzuattaki bazı zaaflar veya başkanın yetkisi dışında bu konularda karar çıkarabilecek kurul veya meclisler de söz konusu ve bunlardan yararlanarak vatandaş binasını dikebiliyor. Yani bugünkü koşullarda ideal seviyede kontrol edebilmek tam da mümkün olamıyor bu betonlaşmayı demek ki…

Diğer konu olan aşırı kalabalık durumuna gelince de  zaten bunu önlemek hepten mümkün değil. Zira hakkını yemeyelim ilçemiz belediyesi en başta Tunç Soyer’in vizyonu ve çalışkanlığını da pas geçmemek kaydıyla çok fazla sayıda etkinliklere imza atıyor ve popülaritesi de gün be gün artmaya devam ediyor hızla. Tabii bu da yurdun her yerinden birçok insanı bu ilçeye çekiyor. Bu arada yine unutmayalım ki bu da Seferihisar’ın ekonomisi için özellikle yerel halk açısından bakıldığında çok önemli bir artı teşkil etmiş oluyor…

Dolayısıyla konunun olumsuz yönleriyle birlikte hiç şüphesiz, başka pencereden bakıldığında bir de böyle başka resmi de mevcut. Bu bakımdan biraz daha toleranslı olup, en azından bardağın dolu olan yarısını da görmek ve yapılanları da takdir etmenin daha hakkaniyetli olacağı kanısındayız.

Bu arada bütün bunları yazmışken şu hususları da bir gözden geçirip hatırlasak iyi olur doğrusu;

Citta slow ünvanını hak etmek, alabilmek için 50 adet hedef ve prensip mevcut ve bunların ana hedefi söz konusu bir citta slow şehrinde hayatın kalitesini iyileştirmek.

Bunların arasında en önemlileri ise şöyle;

PARK KAFE

PARK KAFE

-Şehirlerdeki (yerleşim birimi) hayatın kalitesini iyileştirmek
-Bir kent ortamında yaşayan herkes için hayatı daha iyi hale getirmek

-Yerleşim birimlerinin (şehir, kasaba) homojen ve küresel hale getirilmesine direnmek.
-Çevreyi korumak ve sağlıklı geleneksel gıdalara destek ve öncelik vermek
-Kültürel çeşitliliği geliştirmek / tutundurmak
-Daha sağlıklı bir yaşam için ilham verici adımlar atmak

Bizim izlenimimiz o ki hele ülkemizdeki diğer birçok şehre bakıldığında kıyaslamalı olarak ilçemiz yukarıdaki kriterler açısından açık ara önde gidiyor. Dolayısıyla başa dönersek hani meşhur bir slogan vardı ya; “Yetmez ama evet” diye, işte tam da yeri sanki bu ifadenin. Yapılanları takdir edelim ama daha fazlasını isteyelim..

Ne dersiniz?

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code