Gezi Parki Olayı ve Getirdikleri…






Yaklaşık 5-6 hafta önce Taksim’de görünürdeki sebep olarak Gezi Park’ta ağaçların belediye tarafından kesilmek istenmesi nedeniyle İstanbul’dan başlayıp dalga dalga nerdeyse bütün Türkiye’ye yayılan protestolar aldı başını gitti..

Hem de neye rağmen? Emniyet güçlerinin protestoculara çok sert ve yoğun müdahalelerine rağmen.. Öyle şiddetli bir müdahale ki, 5-6 genç insan gaz fişekleri, kurşun ve darp edilme yüzünden canından oldu ve onlarca kişi gözünü kaybederken, herhalde binlerce kişi de yaralanarak hastaneler koştu…

Yani tablodan anlaşılacağı üzere küçük çapta bir savaş resmen, verilen kayıplara bakıldığında…

Neticede, hükümet (yani Sayın Başbakan demek daha doğru) ısrarından şimdilik vazgeçerek Taksim Meydanına “TOPÇU KIŞLASI” yapma inadını – inşallah samimi bir karardır – rafa kaldırdı ve mahkemenin kararını beklemeye başladı.

Şimdi buraya kadar sanılabilir ki on binler, hatta yüz binlerce ve muhtemelen milyonlarca insan sadece Gezi Parkındaki ağaçlar veya buraya hükümetin “kondurmak” istediği Topçu Kışlasına karşı oldukları için canları pahasına protestolarda bulundular…

Hükümet de olaya nasıl yaklaşacağına bir türlü karar veremediği için bir safhada hep aynı türküyü çığırdı; “Bazı iyi niyetli çevrecileri anlıyoruz.. Onlar merak etmesin.. Hak veriyoruz.. Ama kötü niyetli provokatörlere dikkat” vesaire …

Ama, dikkatli, hassas ve duyarlı gözlerle bakan, verilen mesajı anlamak isteyen aklı başında herkes çok net anlamıştı ve biliyordu ki, bu protestolar (veya direniş) “maalesef” Sayın Başbakan’ın tam da kendisine karşıydı.. Gezi Park bunun için sadece bir kıvılcım, bir mazeret olmuştu.

Pekiyi neden böyle bir infial uyanmıştı Sayın Başbakan’a (ve AK Partiye) karşı?

Çünkü protestolara katılanların çoğunun ekonomiyle, hükümetin hatta çoğu başarılı icraatıyla filan ilgisi yoktu protesto için meydanlara çıkarken.. Onların derdi, ülkenin en tepesindeki kişinin devamlı empoze/dikte edici,  hatta emir verir ve daha da beteri kendinden saymadığı kesimleri aşağılayıcı tarzdaki söylem ve davranışlarıydı..

İnsanlar – hem de genç ve gururlu olan, biat nedir bilmeyen tarzda – bunu uzun süredir gururlarına yediremiyorlardı.. Başbakan öyle sözler sarf ediyordu ki insanı hayretler içinde bırakabiliyordu.. Örneğin “eski ayaklar şimdi baş oldu” filan gibi kel alaka laflar bile savruluyordu ortada bir ara.. Sayın Başbakan şunun farkına varamıyordu ki onun “diğer” yüzde elli veya bunlar, onlar diye adlandırdığı grup biat etmeyi beceremeyen, böyle bir şeyi guruna yediremeyen, ve haksız ve ezici bulduğu her hareketin karşısında durabilecek anlayış, kişilik ve cesarete sahip insanlardan (ki çoğu genç) oluşuyordu..

İşte bu gurubu ezip geçmenin öyle sanıldığı kadar da kolay olmadığı acı tecrübe ile öğrenilmiş oldu.. Öyle ki, bütün dünya da buna şahit oldu…

Her ne kadar bilahare devletin “sindirici” veya “ezici” gücü sonuna kadar kullanılarak yine dediğim dedik uygulamalarının peşinden gidildiyse de, en azından şu iz herkesin aklında kaldı; Türk Gençliği öyle sanıldığı kadar da miskin, daha doğrusu uyuşturulmuş vaziyette değilmiş meğer.. Gerektiğinde ve sabrı taştığında ayağa kalkıp direnebiliyormuş.

Şimdi, tarafsız olarak bakmayı bir öğrenebilsek bundan daha onurlu bir tespit olur mu? Gençlerimiz, körü körüne biat etmeyen, soru sormayı bilen, istekleri ve hakları için “tabii ki” demokratik yolları kullanarak sonuna kadar direnen ve istediğini, copa, tomaya, biber gazına rağmen söke söke alabilen yürekli vatan evlatlarından oluşuyormuş meğer.. Hem de öyle çapulcu mapulcu değil.. Çoğu üniversite mezunu, hatta doktora yapan ve eğitim görevlisi filan.. Yani bilim adamı..

Bizce, bu gençleri aşağılamaktan, hayat tarzlarını yönlendirmeye çalışmaktan, tek tip gençlik yetiştirme planından vazgeçip bu değerlere sarılarak ülkenin kalkınma ve gelişmesine katkıda bulunmalıdır kıymetli devletimiz.. Bunları gazlayarak, coplayarak ve hatta sakat bırakıp, öldürerek hiçbir yere varamaz..

Olsa olsa bütün dünyaya rezil olur, tepkisini çeker ve insanı sonra hiç de hoş olmayan ve hoşlanmadığı sıfatlarla anmaya başlarlar ve hatırlarlar.. Bunu da sanırız ki aklı başında hiçbir devlet adamı istemese gerek.. Üstelik de ülke için bu kadar mesai sarf etmiş emek vermişken…

12.07.2013
Editör

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code