Published On: Cum, Eyl 29th, 2017

İnsanoğlu çok mu gelişmiş ve güçlüdür, yoksa “gelişimini tamamlayamamış” ve aciz mi?




Kendimizi geliştirmek için neler yapmalıyız?

Bu paylaşıma sıkı ve şok edici bir giriş yapalım mı izninizle? Çok güçlü ve gelişmiş görünen bu insanoğlu esasında oldukça aciz ve az gelişmiş – veya gelişimini tamamlamaktan çok uzakta diyelim, fazla kızdırmamak için kimseleri… Üstelik de kendisini “müthiş üstün” bir yaratık olarak algıladığından (kibrin aşırı boyutu mu desek ne) bunun farkına varma şansını hatta tüm yaşamı boyunca ıskalama durumunda bile kalabiliyor. Yani neredeyse “geldiği gibi gidiyor – farkındalık gelişimi açısından”.

Tabii bu durumla ilgili olarak çeşitli kademeler de söz konusu; Bazıları için yukarıdaki tarif neredeyse tam, “yani cukkadanak” oturuyor – az da değil böyleleri, hele bizim gibi gelişimini tamamlama safhasından çok uzak toplumlarda.

Bazılarımızsa (ki inanın azınlıktır) en azından eksiklerimiz (örgü, nakış, dikiş veya mimarlık, mühendislikten filan bahsetmiyoruz burada) olduğunun farkına varıp bunları tamamlama gayreti içine gireriz (giriyoruzdur inşallah). Bu ömür boyu sürecek bir uğraşı, hatta mücadeledir, “kendini geliştirme” yolunda. Kimbilir, bunun için yaratıldık belki de; Tekamül ederek, yani gelişerek dünya dışı yolculuğumuza hazırlanmaktır burada bulunuş sebebimiz. İslam başta olmak üzere büyük dinlerin çoğu da aynı şeyi söylemiyor mu zaten?

Diğer taraftan öyle bir kesim vardır ki bu gruptaki insanlar, dünya denen evrende yalnızca “geçici” olduğumuzun farkına varmışlardır. Bunlar, “mal mülk para” gibi ele avuca gelen maddi birikimlerin veya “egoyu okşayan” unvan, şan şöhret vs. gibi kazanımların, insanın “ruh ve kişilik gelişimine” olumlu katkı değil, çoğunlukla tam aksine tahrip edici etki yapabileceğinin farkına varmış kişilerden oluşur ve genellikle rakamla ölçülen bu değerleri göz ardı etmeyi öğrenmişlerdir.



Son tarif ettiğimiz gruba giren insan dostlar başına değil mi, zira gerçekten yok denecek kadar az. Evet maalesef teknolojinin canavarlaşması ve insanları tüketim kabiliyetine sahip olabilmek için kendine yakışan yakışmayan her türlü davranış ve adımı makul ve de makbul görmeye zorlayacak seviyede tahrik etmesi, “saf, temiz, egosundan kurtulmuş” veya en azından onu kontrolüne almış insan tipini neredeyse yok olma raddesine getirmiş bulunmaktadır.

İnsan dediğimiz yaratık bugün tek bir şeyin mücadelesini yapar hale gelmiş bulunmaktadır. “Ben senden daha iyiyim”….

Benim karım seninkinden daha güzel, benim kocam seninkinden daha zengin, bizim evimiz sizinkinden daha geniş, benim takımı senin takımı hep yeniyor…” vesaire vesaire… Evet size komik ve basit gelmesin, toplumun genelinde farkında olmasa bile insanlar bu yaşam motivasyonuyla götürüyorlar işi… İnsanlar onun için doymuyorlar bir türlü. Onun için kaynaklar eşit paylaşılamıyor. Biri şatolar saraylar yapıyor diğeri sofrasına ekmek bulamıyor ve benzeri… Onun için, müdür bankayı soyup metresine yat, kat alıyor… Onun için kadın kocasını kayınbiraderine öldürtüp onunla evleniyor… Onun için “malum” ABD Başkanı gibi tipler bu insanlar tarafında seçilip dünyanın başına bela oluyor ve benzeri…

Halbuki,  sonunda bütün bu maddi kazanımlar kara toprağın üstünde kalırken, sahibi de altına giriyor ve vücut çürüyüp gidiyor. Üzülerek görüyoruz ki çoğumuz da bir nebze bile ruh ve akıl gelişimini tamamlayamadan, vicdanımızı ileriye götürmek şöyle dursun hatta tam aksine körleştirmiş olarak göçüp gidiyoruz. Çoğu da sanıyor ki, yapmış olduğumuz şeklen ibadetler bizim için yeterli olacaktır…

Bu kişiler yanılıyor olsa gerek; Sen ruh ve insanlık gelişimini tamamlayamadıysan eğer ve bu dünyada yalnızca tapındaysan bu üstün “ama eksik” gayretin acaba ne kadar değer kazanmıştır ki… Bu dünyaya geliş nedenin eğer, burada öğrenip gelişmiş bir ruh olarak öbür evrene göç etmekse…

Şimdi, yaşamını yalnızca “günlük hara güre” arasında geçiren, gözü para/pul, menfaat, maddi varlıktan başka bir şey görmeyen, insan olarak yukarıdaki noktaları hiç aklına getirmemiş bir kişi zengin ve güçlü olsa ne olur olmasa ne olur… Bu dünyadan göçüp gittiğinde kazanımları da yanında götüremeyeceğine göre, sonuçta “Yüce Gücün” yarattığı bir varlık olarak zavallı mıdır değil midir?

İşte bu sorunun cevabı (ve de sevabı) size bırakılıyor tam bu noktada…