Türkiye’miz hangi insanların ülkesi gerçekte.. ve İlayda’ların kıymetini biliyor muyuz?

by Bilgi Akkuş Hunca | Salı, Ağu 16, 2016 | 13 views





ILAYDA-NASATürkiye’miz hangi insanların ülkesi gerçekten de?

Sizler de zaman zaman bu soruyu soruyor musunuz kendinize? En azından bir kere de olsa mutlaka sormuşsunuzdur sanırım…

Güzel insanların ülkesi mi? Yani kendi yaşam, görüş, inanış tarzlarına nasıl sahip çıkıyorlarsa, başka insanların görüş, inanış ve yaşam tarzlarına da aynı şekilde saygı gösteren, paylaşım ve empati denilen çok önemli insani özelliklere sahip, fakat en azından bunların farkında olabilen insanların ülkesi mi burası?

Yoksa kendinden başkasını yok sayan, kimi okumuş – üniversite kast ediliyor – kimisi bu imkanı bulamamış, aynı mahalleyi, işyerini, şehri veya ülkeyi paylaşmaktan başka çaresi olmayan başka insanların görüş ve inanışlarına onlara kendi görüşlerini zorla kabul ettirecek veya onları gözünü kırpmadan yok etmeyi düşünebilecek kadar hoşgörüsüz varlıkların ülkesi mi bu topraklar?

Hatta bu ülke yukarıda bahsedilenler hiç takmayan sanki başka bir dünyada yaşarmış gibi umarsız, belki de özellikle bu vurdumduymazlık yüzünden belki de çok kısa süre sonra ülke ve kendi başına gelebileceklerin farkında bile olmayan tuzu kuru veya bilinçsiz veya cahil insanların ülkesi mi Türkiye?

Şimdi durup düşündüğümüzde görüyoruz ki maalesef bütün bunların bir kokteyli güzelim ülkemiz… Öyle bir kokteyl ki bu kokteyli yapmasını ve kullanmasını daha doğrusu nasıl kullanılacağını bilen bir kişi yıllardır neredeyse istediği her şeyi hayata geçirebiliyor bu ülkede, kendisine muhalif en az yüzde elli nispetinde bir vatandaş kitlesine rağmen.

Diğer taraftan hiç vatan millet hamaseti yapmadan net olarak görüyoruz ki “gerçekten güzel insan” yani vicdanlı, namuslu, bilinçli, medeni ve başkalarının hakkına da kendi hakkı gibi değer verip saygı gösteren insanımız oran olarak çok da fazla değil. Türk’ün misafirperverliği, yardımseverliği filan gibi klişe söylemleri geçiniz lütfen. Bunlar varsa zaten hepimiz biliyoruzdur. Biz burada eksik olanlardan bahsediyoruz daha ziyade.

İşte, gerçekten de değerli insanımızın parmakla gösterilecek kadar az olduğu bir toplumda bu kıymetli insanlarımızın değerini biliyor muyuz pekiyi? Onun cevabı da net olarak hayır… Liyakat desen pek de önemli değil hepimizin malumu zaten… İşte durum böyle olunca da memleket olarak yerimizde sayıyoruz ancak. Bilmem kaç km bölünmüş yol yaptık diye övünürken bir de bakıyoruz ki eloğlu Mars’a gitmiş…

Bu resmin en acıklı örneklerinden biri de “hazırladığı fizik projesiyle TÜBİTAK yarışmasına katılan, ancak dereceye giremeyen, daha sonra ise aynı projeyle Polonya’da 80 ülkenin binlerce projesinin arasında birinci olan lise öğrencisi İLAYDA’ nın trajikomik hikayesi değil midir?

Şimdi duyuyoruz ki aynı İLAYDA ABD’de Cornell Üniversitesi’nde başarı yolculuğuna devam ediyor. Mühendislik okuyan İlayda, üstelik önümüzdeki dönem NASA’nın bir projesinde de yer alacak.

ILAYDA-NASA-SMALLBakın İLAYDA en son durumunu nasıl anlatıyor, okuyun ve gerçekten de gurur duyun bu müthiş Türk kadınıyla;

” Mart sonu Nisan başı gibi üniversite kabullerim geldi. En son 2 seçeneğe indirdim seçeneklerimi. Cornell Üniversitesi’nde Mühendislik okumaya başladım. Cornell ayrıca özel bir araştırma grubuna davet etti. 1. sınıflar için de sadece 30 kişinin seçildiği bu gruba dahil oldum. Mutlaka bir araştırma projesinin içinde yer almam gerekiyor. Sizi araştırma yapmaya teşvik ediyorlar.

İkinci dönem de bir araştırma projesi içinde yer alacağım. Normalde 2. sınıfta başlarken ben 1. sınıfta başlamış olacağım. Cornell Üniversitesi profesörlerinden Mason Peck, NASA’da teknoloji şefi olarak çalışıyor ve Mars’a giden roketlerle ilgili bir proje yapıyor. İkinci dönemden itibaren Profesör Peck ile beraber bu NASA projesinde çalışacağım. Haftada 8 saat laboratuvara gideceğim. Sonra gitgide ders saatlerim azalıp araştırma saatlerim artacak.

Üzerinde çalışacağım bu proje başarılı olursa gerçekten çok büyük bir etkisi olabilecek bir proje. Büyük bir etkisi olabilen bir şeyde küçük de olsa bir faydamın dokunması, buna ben de yardım ettim diyebilmek beni çok mutlu ediyor. O yüzden teoriden çok daha uygulamalı alanlarda araştırma yapıyorum. Bana ödül getiren projede de olduğu gibi denemek ve çalıştığını görmek ve bir katkı sağlamak büyük mutluluk.

Şu an mühendislik okuyorum ama bir yan dal da okuyabilirim. ABD’de okumanın avantajlarından biri de üniversiteye başlar başlamaz bölüm seçmene izin vermiyorlar. Karar vermiş olsanız bile 2 yıl sonra tekrar soruyorlar bu kararın geçerli mi diye.. Öğrencinin yanlış bir seçim yapmasına izin vermiyorlar.

Şimdi dönüp TÜBİTAK isimli sözde bilim yuvası olması gereken kuruma ve onun başındaki “muhtereme” soralım; “Siz gıda toptancısı veya otomotivci” filan mısınız arkadaş? Bu kadar mı yanlış ve pespaye bir işe imza atılır. Sen bu insanı başından atıyorsun, eloğlu NASA projesine alıyor. Hakikaten nesin sen ya? Kasap, manav filan mısın? Ne biçim bilim adamısın?

İşte bu tiplere – ki şimdi Gülen Tarikatı üyeleri tarafından istila edildiğini anlıyoruz birçok benzeri kurumun – mutlaka ve mutlaka hesap sormalıdır. Çünkü bu yobaz sahtekarlar bu milletin çok ama çok değerli bir İNSANINI harcamak istemişlerdir alenen ve vicdansızca. Onun içindir ki kanun bunlara da aynen “devlet malını ziyan etmek zarara uğratmak” durumunda olduğu gibi, devletin bir değerini yok etmeye teşebbüs suçundan hesap sormalıdır.

Yine de hiç şüphesiz ki bir taraftan da devlet bu ülke için yobaz/gerici yetiştirmeye odaklanmak ve yalnızca bunları kollamak yerine, aydın, düşünebilen ve ülkesine bilim teknoloji ve sanat alanında katkıda bulunabilecek insanlarımıza da kadın erkek ayırımı yapmaksızın çok daha fazla kucak açmalıdır. İşte o zaman bu ülke Atatürk’ün yıllarca önce hedef olarak gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine erişebilme şansını yakalayacaktır.

Like it? Share it!